dörtbinbeşyüzdoksan6

dörtbinbeşyüzdoksan6 adımdı çocukluğum ya da dört sokak dört eve sığarmış anılarım,düşlerim, alınganlıklarım, sevinçlerim,küsüşlerim yeniden ve yeniden umutlanışlarım dörtbinbeşyüzdoksan6 adımda geçilirmiş sokaklarımdan evlerimin önünden eski arka bahçemden şu tadı...

okuma aşkı

hangi yangınlar sonrasında bilmem, isli bir duvar, dibinde biraz kül ve derinden tüten ince bir yanık yürek kokusu ,,, tanımadığım kadar merakla okuyor ve tanıdığım kadar ezberliyorum suretini,,, ahhh okumak hep sohbet gelmiştir bana tekçocukluk zamanlarımın...

ana-dil

bilmediğim bir dilde yazılmıştı geçmişim ve adresi olgunluk çağı olan bir zamana kadar mühürlenmişti kim bilir kaç kez açtım o nameyi vakitsiz… isteksiz… kim bilir kaç kez okumaya çalıştım o bilinmez dilde yazılanları vakitsiz… hazırlıksız…...

amorf

derler ki aslında toplanırken otlar ve canı alındığı için özür dilenirken avdan avcının utancıydı kan dökmek ve yine derler ki güneşi selamlamak ve ay dönümlerinde dans etmek en büyük ibadet çünkü yaşamak büyük marifet ve hatta derler ki her doğan, bir kere de kendi...

bilicilerin fısıltısından : suret-i saklı

ey, kapıları kendine kapalı kent-i viran ne içindeki yabancılara tanışsın, ne de kendine tanıksın. çıkmaz sokaklarında cirit atarken sen, üstü küllenmiş, küf kokulu tarihinde… bilirsin ki; “ya o’nu kaybedersin ya da kendini mahvedersin” her...

suretin iç sesinden : on iki sır

dünyamın kapıları, on iki adımda şehr-i gize açıldı. nazar olmasın diye, suretimi astım surlarına, ve yeminlerim çarptı yürek duvarlarına. bir gizli bahçe idi… yolları dünyama açılan. gizli bir dünya idi, sırları, beş adımda ve altı kara taşta açılan. şehr-i...