elinde kalmayan renklerden nasıl bir oto-portre çıkardı ki zaten hep yeni bir renk ararken, bulunan renklerin sahip olduğu yerleri yapıp bozmaktı olan, renkleri birbirine karıştırırken tualde boşluk oranı da önemliydi yoksa, yoksa daha pek çok figür yerleşebilirdi...
Çekelim yorganı üzerimize kapatalım dünyanın gözlerini Biliriz oysa karanlıkta büyür hücreler Biz ki hep korkanlarız karanlıktan o yüzden büyümedi yalnızlığımız “C” tipi ceza evi sandık tek başınalığı Koğuşları tercih ettik Bilemedik kıymetini kendi C’lerimizin...
ey geçmişteki suretim ey içimdeki derviş iç ses… “sanırım geçmişimi hatırlayamadığım zamanlar gözlerimin önünde kareler patlar” tekrarlarımı çizmekten yoruldu fırçam önümde yürek rengi, yeni bir yola açılan on iki basamak… her biri yaşamın...
bilinmez dehlizlerin kokusundan görünmez suretlerin sesinden söylenmez isimlerin kudretinden görüntüler indirilir sökülerek aden semalarından, dört kollu ırmağın kaynağına pişon gihon dicle ve fırat hem eski hem yeni ahiti mühürler sır olur, sırdaş olur görüntüler...
kelamsız kalır aşk… lal olur bu kubbenin altında yunus’un kuyruğundan akan sözlü deryalar, ve aden’in bahçesinden dökülen yapraklar… bir bir and olur, şad olur canı tez, vakti az, yolu uzun nef(e)se nefs, üflediğinde nef(e)sini cüzzi aşk, külli...
bir kutsal yürek bu kutsal yürek içinde bir çift can-ı suret biri zaman-ı evvelden, diğeri zaman-ı ezelden buluştukları yer için derler ki :el’an mekan-ı yoktan gelinen söylenemezlerin dilinden görülemezlerin gözünden kitab-ı hikmetin temsilcileri ile...