tramvay yolları bir öykünme ise de geçmişe bu yollar vatmanın zili ile inlemiyor artık bir ara güler karesinden fırlayan turistik yorumudur istiklalde yaşanan ne o ince sivri topuklarla, fötr şapkaların devşirme inkilapları ne de şimdinin içi boş modern cemaati...
“usta” ve “ölüm” ne demek bilmediğimiz yağ ve balı satıp, ustamız öldüğünde sekerek gülüştüğümüz günlerdi hani komşu çocuğa bilmem kaç dandy draje verirken bisikletine binmek için akşamına ben düşüp dizlerimi kanattığım o da bir tomar sakızı...
bağlaçları severdim eskiden (ve) el ele tutuşmasını cümlelerin öncesi ile sonrasını bir arada tutan şimdiyse noktaları her cümleyi kendi içinde olgun kılan başlayan /./ bitiren/./ o anı kapsayan/./ bir de üç noktanın yan yana duruşunu sessizliğin resmini çizen yarım...
atları da vururlar vurdular vurdum muzafferabad da vuruldu kara tayım azad için kırılan bacağı için acısından acım aktığı için vurdum gözlerinden akan yaşla gözlerimden akan yaşla onu iki ülke arasındaki savaşın ortasında bırakıp kaçtım atları da vururlar vuruldum...
kırmızı ‘gökyüzü’nün bayiilerde arandığı günlerde ‘memleketimden insan manzaraları’ yasaklı bir devin dizeleri iken sadece devrimin ve şeriatın kestiği kelle ve parmakların korkusuyla büyürken bizim nesil ve büyüdükçe köklerinin tarihi ile...
ikinci lumbozdan sarkardı ve seyrederdi cumhuriyetin burnu yırtarken kara denizi bir çarşaf gibi, rizunda-constantiye arasında akranı değildi çarkçı başı ama sanırım ilk arkadaşlarındandı,arap tahir bilmezdi fizik kurallarını sesin nasıl hareket ettiğini havada...
protez bacağını yok sayıp, vatan siperlerinden aldığı şerefle aksak yaşanan bir yaşamın sonunda birden aklına düştü: uykusunda ölürse bacağı yatağın kenarında kalacaktı ve natamam görünecekti sonsuz uykusuna uğurlanırken ….gözlerinden tek bir damla yavaş yavaş...
Yok artık saatlerde on iki vurmayacak bir daha, ne gece ne gündüz ya atlayacak zaman ya da geç kalacak ertelenmiş dünlerin geç kalınmış yarınlarında bir gözü hep dağlanmış olacak sonrası üst üste binmeyen görüntüler renkler dağılmış, notalar susmuş ve kelimeler dilsiz...
masumiyet çağımızı bitirdik çoktan ne iç savaşlar patlak verdi sınırlarımızda ne korkak göçler oldu senin kıyılarından bana, benim kıyılarımdan sana oysa hiç bitmez sandık süt kokan bebekliği aşkımızın ama er geç kesilir memeden bir çocuk gibi ikili yalnızlık tutkunun...
Sökülerek satır aralarından indirilmiş başı sonu devrik cümlelerin arasından düşen ya da cümleden çıkarılsa bile anlamı bozmayan kelimelerle replikler uçuşur sahne tozunu yutmuş yüzlerinde mimiğini arayan rollerin etrafında Kostümler dönemsel Mekan ve zaman...