“usta” ve “ölüm” ne demek bilmediğimiz yağ ve balı satıp, ustamız öldüğünde sekerek gülüştüğümüz günlerdi hani komşu çocuğa bilmem kaç dandy draje verirken bisikletine binmek için akşamına ben düşüp dizlerimi kanattığım o da bir tomar sakızı...
bağlaçları severdim eskiden (ve) el ele tutuşmasını cümlelerin öncesi ile sonrasını bir arada tutan şimdiyse noktaları her cümleyi kendi içinde olgun kılan başlayan /./ bitiren/./ o anı kapsayan/./ bir de üç noktanın yan yana duruşunu sessizliğin resmini çizen yarım...
atları da vururlar vurdular vurdum muzafferabad da vuruldu kara tayım azad için kırılan bacağı için acısından acım aktığı için vurdum gözlerinden akan yaşla gözlerimden akan yaşla onu iki ülke arasındaki savaşın ortasında bırakıp kaçtım atları da vururlar vuruldum...
kırmızı ‘gökyüzü’nün bayiilerde arandığı günlerde ‘memleketimden insan manzaraları’ yasaklı bir devin dizeleri iken sadece devrimin ve şeriatın kestiği kelle ve parmakların korkusuyla büyürken bizim nesil ve büyüdükçe köklerinin tarihi ile...
ikinci lumbozdan sarkardı ve seyrederdi cumhuriyetin burnu yırtarken kara denizi bir çarşaf gibi, rizunda-constantiye arasında akranı değildi çarkçı başı ama sanırım ilk arkadaşlarındandı,arap tahir bilmezdi fizik kurallarını sesin nasıl hareket ettiğini havada...