gölge, gölde, öl de

bekle dedim gölgeye hatta tut elimden ben biraz dalacağım diplere suyun içinde ve hatta dibinde ışık yok yaşayamazsın belki de bekle ama dedim gölgeye düşüyorum hatta üşüyorum çıkınca sarılır mutlaka diye düştüm düştüm daldım derinlere sonra vurgun, sonra yorgun nefes...

oyuncak müzesi

oyuncak sepetini boşaltırken kırık olanları bir kenara koymalı eski oyunları hatırlatsın, atma oyunlar kurulmalı yeniden oyun arkadaşları olmalı belki zamanı da gelmiştir tamircilik oynamanın kim bilir sepetteki kırıklar da oyuna katılır onarılır...

sepya anılar

arnavut kaldrımları da azaldı booozaaa sesiyle ısınan kış akşamları da hani nerede çocukken bir fincan kahve için  çaldığımız komşu kapısı hiç unutmam başına çatkı çatan  başı sinirden çatlayan mevhibe teyzeyi sanırım kocası rıza amcayla kavgaydı sebebi şehir hatları...

afet-i devran -I-

Biraz pusluydu bu sabah kent, tepesinde dumani bulutlar akşamdan kaldığı belli mihrap yerinde bir afet-i devranın uyanışı gibi, biraz pusluydu bu sabah kent, onu pusun ardında uyanmaya bıraktım

afet-i devran -II-

Hani uyanmaya bırakmıştım ya afet-i devranı yatağında ve ben yanından kalkıp çıktığımda yola, o biraz mahmur biraz dağınık, üstüne aldığı sabahlığın kemerini önünde düğümlerken ardından saçlarını tepesinde toplayıp bir kalemle sabitlerken gün çoktan başlamıştı,,,...

canlı bomba

şimdi adım adım yürüyorum  öyle koşarcasına değil yani bir canlı bombanın yanına düşsem  yüzü en son gördüğüm kare olur belki o kadar yavaşlasam yani daha da slow motion olsam olsa dünya tutsam elinden fitilin, dinamitin, fünyenin, öfkenin kessem kırmızı kablosunu...

alaterial’ın doğumu üzerine rivayetler

sorabesin yüzünde/n kayboldu bir kadın çok çok eski zamanlarda mahallenin, mahalle tadını yaşadığı  yedi tepeli şehrin zindanlarının yamacında,  o küçük evde doğduğu gün, annesinin kucağından  kovulduğu söylenen ve ruhu şehrin iki kıyısında kaybedilen o küçük çocuğun,...

z-anların keşfi

şüpheli şeylerin keşfi için yola çıkanlar  fem-i nun üzerine bir lal taşı koydular fem, vakti gelinceye kadar sussun diye bildiklerini, iki lahit içinde dokuz mühürle  kıyıya bakan iki kentin limanlarına sakladılar gemiciler hayra yormazlar deniz kızı görmeyi ve...

saran kasetler

Eski kasetler gibi,,, teybin kafası tozlanınca sarardı ya,,,  çeke çeke çıkarırken şeridi, koparsa biraz telef olurdu  yine de yapıştırıp dinlerdik eksik notaya rağmen,,,  karışık kasetler doldururduk zihnimiz gibi,,,  korsan kayıt hep vardı,,, hey hak, teknoloji...

kentsel dönüşüm

kayıp kumsala adını verenlerdik ve artık bulunmuştu her bakir alan gibi talan edileceği mutlak  mütahitleri sokmayalım kendi barakamızı yapalım inancına inat satılır parsel parsel kum gibi ezmek ya da kum kadar sevmek arafındadır foucault sarkacı  infazı sonsuz...