Mavinin üzerinde yürüyordun Batan şehirde Köprü henüz sağlamdı Yürüyordun mavinin üzerinde Ardından bakıyordum Bir fotoğraf içine yerleştiriyordum hallerini Öyle her insanın iklimleri gibi sıcaktan soğuğa yağmurdan kara, ardından rüzgara Kışı sevmem, kış çocuğuyum...
Bana bir Eylül borçlusun Hani açan çiçeklerin yerini solan yapraklara bırakmasını Mavinin bulutlara kucak açmasını Yeşilin sarıya dönüşünü Göçmen kuşların vedasını Bir Eylül borçlusun bana Dikilen tohumlardan çıkan mahsülün toplanmasını Sıcağın kendini soğuğa...
On iki aralığı vardı başlangıcın ve iki kapısı güzden çıkışın yedi ölümcül günahın çiçek açtığı en kısa mevsimdi aşk ve mevsim o mevsim olmasa günahların saklanacakları yeri olmazdı on iki aralıktan başladılar sızmaya iki kapıdan kustular kendilerini,çok geçmeden...
Beklenir göçmen kuşlar gibi eylül Şehrin üstündeki denizde Yavaş yavaş toplanır göç Bir sonraki sıcağa kadar El ayak çekilir şimdiki soğuktan Kanatlar altından atılan son nazarlar, çığlık çığlığa Bazıları son kez görüyordur belki, kim bilir O yüzden vedanın hakkı...
Hep uzaktı bir şeyler hayatında Ya bacakları adımlara, ya kolları tutunmaya. Yakınlaşmayı arzu ettikleri tıpkı bu ev kadar yakın, adım atmaz ayakları gibi uzaktı. uzak kalmak ne kadar acı ise, yakında olmak da tıpkı o siyah kargaların uzaklaşmak istediği ev gibi...