oyuncak sepetini boşaltırken kırık olanları bir kenara koymalı eski oyunları hatırlatsın, atma oyunlar kurulmalı yeniden oyun arkadaşları olmalı belki zamanı da gelmiştir tamircilik oynamanın kim bilir sepetteki kırıklar da oyuna katılır onarılır...
arnavut kaldrımları da azaldı booozaaa sesiyle ısınan kış akşamları da hani nerede çocukken bir fincan kahve için çaldığımız komşu kapısı hiç unutmam başına çatkı çatan başı sinirden çatlayan mevhibe teyzeyi sanırım kocası rıza amcayla kavgaydı sebebi şehir hatları...
Biraz pusluydu bu sabah kent, tepesinde dumani bulutlar akşamdan kaldığı belli mihrap yerinde bir afet-i devranın uyanışı gibi, biraz pusluydu bu sabah kent, onu pusun ardında uyanmaya bıraktım
Hani uyanmaya bırakmıştım ya afet-i devranı yatağında ve ben yanından kalkıp çıktığımda yola, o biraz mahmur biraz dağınık, üstüne aldığı sabahlığın kemerini önünde düğümlerken ardından saçlarını tepesinde toplayıp bir kalemle sabitlerken gün çoktan başlamıştı,,,...
şimdi adım adım yürüyorum öyle koşarcasına değil yani bir canlı bombanın yanına düşsem yüzü en son gördüğüm kare olur belki o kadar yavaşlasam yani daha da slow motion olsam olsa dünya tutsam elinden fitilin, dinamitin, fünyenin, öfkenin kessem kırmızı kablosunu...