Aralık 12, 2019

Rahim Duvarlarından Anakucağına, Anakucağından Manastır Duvarlarına

Rahim Duvarlarından Anakucağına, Anakucağından Manastır Duvarlarına

77 yaşında bir çocuğun iki duvar arasındaki yaşamı ve ölümü üzerine sayıklamalar…

Nevhan Varol, Psikeart Temmuz 2014

“İki ırmak arasında bir diyar… Bu diyarın sarı kızıl toprakları üzerinde bir kutsal bahçe… Çiçek kokularına karışan safran…Bahçe duvarları içinde Deyrulzafaran. Kapısının dışında bir savaş… Savaştan ve yoksulluktan kaçan bir ana…Eteklerinde çocuklar… Ananın içinde korku, çaresizlik, ve bir karar-ı arife… Hangisi ile birlikte olacak, hangisi ile ayrılacak? Hangi karar, anayı nereye veletleri nereye taşıyacak? Çocuklar hep eteğinde idi bugüne kadar… Çocuklar dış dünyadan habersiz, korkulardan, ölümden uzak… Anne bahçesinde oyundalar… Oyun içinde güvendeler… Kapıdan çıkarken ‘döneceğim’ diyen bu cennet dudaklara, bir o kadar inançla bağımlılar… İşte o yüzden… Sadece o yüzden; anası ve kardeşlerinin ardından bakarken, o kadar emin o kadar güvenli ve o kadar sevgiyle oyununa geri döndü Bahe (*).” 

 

Büyümek, yavaş yavaş ayrılmaktır…Ayrılmayı öğrenmek, kendi başına ayakta kalabileceğine dair bir öz fotoğrafa sahip olmak demektir… Büyüdüğü topraklardan gitse de, isterse dönebileceği bir anavatanı olduğuna inanmaktır… Ayrılabilmek, önce bağlı olunan bir limanın varlığını deneyimlemeye bağlıdır… Yoksa hangi gemi açılabilir okyanuslara… Halatı elinde, ne kaptanı ne rotası ne dümeni ne de çıpası… Naçar bir gövde olarak salınır korku ve kaygı dalgalarında… Büyümek, azar azar tatmaktır acıyı… Azar azar azaltmaktır hazzı… Ve azar azar adım atmaktır hayal dünyasından gerçekler dünyasına. Ana kucağındaki oyunlardan, hayat kucağındaki oyunlara geçiş yapmaktır adım adım. Rahim duvarlarında kök salan, anne bahçesinde filizlenen tohumların, meyve verecek bir ağaç olmasını sağlayan bahçevanın güvenli, yeterli ve yeterince eşliği ile büyümek demektir; ayrılmak.

 

“Güneşe dönen Ezidi’lerin yüzü yavaş yavaş dönerken karanlığa… Onlar güneşi takip ederken, safran kokan bahçenin kutsal duvarları arasında yavaş yavaş yok olurken gün… Bahe, merdivenlerde, avluda koşarken kelebeklerin, kuşların peşinde. Hala farkında değildi ne karanlığın geldiğinin, ne de ayrılığın… ‘Geleceğim’ demişti ya… Anasının etekleri olmasa da Papaz Gabriel’in etekleri etrafında olmak, sakalları ile oynamak da eğlenceli idi nasılsa… Ta ki, bahçevan Kirkor efendi kaparken manastırın kapılarını gecenin yüzüne, kulaklarında yankılanan sesin gelmediğini anlayınca, Papaz Gabriel’in o kapkara eteklerine yapıştı Bahe, ‘kapamayın kapıları daha anam gelecek’ diye.”

 

Lakin bu eşlik yarım kalırsa, adım adım gelen gerçeklik, gökyüzünden bir taş gibi düşerse aniden. Ahh, o çelimsiz ruh… Ahh, o bağımlı suret… Ahh, o koskaca dünya karşısında küçük, küçücük olan yürek… Nasıl büyür artık o yalnız suret? Kanadı kırık bir kuş nasıl uçamaz ise… Yuvadan uçmayı öğreten olmayınca, nasıl kullanmaktan çekinirse o yeni yetme kuş kanatlarını… Kalakalır, büyüyen beden içindeki çocuk. Dışı büyür, ya içi? Lakin en güvendiğinden, beklenmedik bir anda beklenmedik bir yara alırsa, nasıl kapanır ve kapanıp da nasırlanır? O yara hep açık kalırsa, kanarsa, kabuk bağlamaz ise nasıl çıkıp gidilir ki kapıdan? Ki o kapı ardında kim bilir ne yaralar, ne acılar… O kutsal bahçenin dışında kalır savaşlar, ölümler… ve hatta sevilenler… Nasıl gidilir, nasıl büyünür? Öyle kalmalı, kalakalmalı yerinde ve kapılar açılmamalı ta ki “döneceğim” diyen dönene kadar. Öyle ıssız, öyle yalnız ama bekleyerek.“Beklemek, inanmaktır anatoprağında büyüyüp, yeşereceğine… Beklemek, kök salmadan kurumak demektir… Beklemek, yanında olmayanın ruhu ile sarıp sarmalanmak yerine, onun hayaline yapışmaktır… Beklemek, çocuk kalıp, ayrılmanın zorluğunu ertelemektir. Beklemek, kendini terk edeni terk etmemek için direnmektir.”

 

b e k l e d i b e k l e d i

inançla,

akşama geleceğim diyeni

ömrünün her gecesi,

o geceymişçesine

b e k l e d i

bekleyerek büyüdü

büyüyeceği kucaktan,

çocukluğuna terk edilmiş çocuk

bekledi

b e k l e d i kırgınlıkla

öfkeyle b e k l e d i

özlemle

b

e

k

l

e

d

i

çocuk öldü

bekleyerek

safran kokan kutsal duvarlar arasında

godot da gelmedi

anası da…

 

(*)Bahe, gerçek ismi Circis Kaplan’dır. Mardin’deki Deyru-l Zafaran Manastırı’na 10 yaşındayken bırakılmış, ve ömrü boyunca orda yaşayıp 77 yaşında orada ölmüştür. 67 yıl önce Mardin’den Suriye’ye gitmek zorunda kalan 3 çocuklu Süryani bir annenin bakamadığı için manastıra bıraktığı küçük oğludur Bahe.Manastırda rahipler ve rahibeler tarafından büyütülen Bahe, yıllarca bahçevanlık, çobanlık ve temizlik işlerini yapmıştır.geçen yıllar boyunca sürekli annesinin gelmesini bekleyen Bahe, sadece özel günler dışında manastırdan çıkmamıştır.